2020’de cevaplamanız gereken soru: ‘Güven puanın kaç?’

Öne çıkan

Dünya çapında hükümetlere, bankalara, sivil toplum kuruluşlarına ve medyaya güven tüm zamanların en düşük seviyesindeyken, “bireylerin” ne kadar güvenilir olduğunu ölçmek mümkün mü?

Farz edelim devlet her vatandaşına doğumuyla beraber 100 puan veriyor. İyi insan olursan puanın zamanla artıyor, kötü işler yaptıkça da azalıyor.

Trafik kurallarını ihlal ettiğinizde, faturalarınızı geç ödediğinizde, komşularınızla tartıştığınızda “güven puanınız” düşüyor.

Düşük puanlı bir vatandaş olduğunuz için devlet sizden daha fazla vergi alıyor, internet hızınızı düşürüyor, kamu çalışanı olamıyorsunuz, çocuğunuzu iyi okullara gönderemiyorsunuz.

Yüksek puanlı bir vatandaş olarak ise depozito ödemeden ev kiralayabilir, bankalardan düşük oranda faizle kredi alabilir, elektriği indirimli kullanabilirsiniz.

Sizce bu uygulama daha ahlaklı bireyleri, dolayısıyla da saygılı toplumları ortaya çıkarır mı?

Cevap: Yakında göreceğiz!

George Orwell’in 1984 distopyasından, Netflix’in Black Mirror dizisinden fırlamış bir bilim kurgu hikayesi gibi geliyor olabilir fakat bahsettiğim uygulama 2014 yılından beri 1.4 milyar insan üzerinde test ediliyor ve 2020 yılında da tamamen yürürlüğe girecek. “2020’de cevaplamanız gereken soru: ‘Güven puanın kaç?’” yazısını okumaya devam et

Marmaray’daki şüphelinin çantasından çıkanlar

Aşağıda anlatılanlar yaşanmış bir olayın hikayeleştirilmesidir.

Bugün, Marmaray’ın Yenikapı İstasyonu’ndan trene binip Üsküdar’a geçiyordum. Saat 15:10’da istasyonun zemin katına indim ve treninin duracağı yere doğru ilerlemeye başladım. Oraya varmadan, önümdeki kişinin istasyondaki çöp kutusunu karıştırdığını gördüm. Onu fark ettiğim anda işini bitirmiş ve yürümeye başlamıştı. Giyim kuşamına baktığımda, siyah bir spor ayakkabısı, üzerinde siyah pantolon, siyah kapüşonlu hırka ve siyah sırt çantası vardı; uzun saçlıydı, gözlük kullanıyordu ve elinde beyaz bir poşet vardı. Şüpheli birine benzemiyordu ama çöp kutusuyla bu kadar haşır neşir olması, hem de metroda, neden?

Bir kaç saniye sonra, çöp kutusunun yanındaydım. Baktığımda, kağıt öğütme makinesinden geçmiş bir yığın gazete kağıdı, üzerinde bir karton kutu ve içerisi de aynı şekilde öğütülmüş kağıtlarla doluydu. İçerisinde bomba olabilir miydi? Bomba değilse o zaman bu kişi bu kağıt yığınını neden metro istasyonundaki çöp kutusuna koydu? Ne yapmalıydım? Polis? 155? Telefon çekmiyor? İstasyonun güvenlik görevlisi? Gereksiz yere telaş mı olurdu? Yoksa bir kahraman mı olurdum? Aklımdan geçen tüm bu sorulardan sonra, o kişiyi takip etmeye karar verdim. Şüpheli hareketleri varsa güvenliğe haber verebilirdim.

Gözden kaybolmadan hızlıca yaklaştım. Tren gelmişti. Trene bindi. Binerken de saatine baktı. Ben de hemen arkasından bindim. Oturacak boş yer yoktu, ayakta beklemek için vagonlar arasındaki bağlantının olduğu boşluğa ilerledi, ben de hemen üç adım arkasındaydım.

“Marmaray’daki şüphelinin çantasından çıkanlar” yazısını okumaya devam et

Askerlik değil yedek subaylık yapıyorum

Askerlik hizmetine başladığım ilk günden beri yazmayı planlıyordum. İlk haftalar fırsat olmadı, müsait olunca paylaşmak için günlük tutmaya başladım. İlk bir ay boyunca sayfalarca yazdım. Sonra bir gün “istihbarat” dersi aldık ve yazdığım pek çok şeyin aslında paylaşılamayacağını öğrendim. Bunun üzerine, günlük yazmak ve yazmamak arasında kararsız kaldım. Fakat anlatılmaya değer o kadar şey oluyordu ki bunları kaydetmemek büyük bir kayıp olacaktı. Neyse sonra orta yolu bulup, yaşadıklarımı uygun şekilde kaleme almaya başladım.

Bu yazıyı, askerlik yapmak durumunda olan ve “askere gitsem mi, sonra mı gitsem, bedelli askerlik çıkar mı, zorunlu askerlik kalkıyor mu?” diye düşünenler için yazıyorum. Özellikle de askerlik hizmetini yapmaya karar vermiş fakat yedek subaylık tercihinde kararsız olanlar için

“Askerlik değil yedek subaylık yapıyorum” yazısını okumaya devam et