KALLOCAIN-“1984”ün kadın eli değmiş hali!

Blog yazma fikrimin hayata geçmesinde bu kitabın önemli bir rolü vardır. Ama kitaba ne kadar değer verdiysem, herhalde hakkını veremem düşüncesiyle yazısını yazmak da o kadar zorlaştı gözümde. Birkaç yazma girişimim haftalardır açık Word sekmesi olarak ana ekranımda kendine daimî bir yer yapmaya başlamıştı ki, “a good blog post is a done blog post”* (mottonun orijinalinde “blog post” değil “dissertation”dır) diyerek tekrar başına oturuyorum.

Kitap elime nasıl geçti?

Bilen bilir, bilmeyen de şimdi öğrenir; kaliteli şeyler okumak/izlemek noktasında on küsur yıldır harika bir kaynağa sahibim. İngiltere dönüşü dost muhabbetine ve kitap okumaya pek hasretim. Bu iki hasreti giderebilmek için kendisiyle âdetimiz üzere Üsküdar’da buluşuyoruz, çaylarımızı yudumluyoruz, tatlıyı pek tabii bölüşüyoruz. İşte bu sırada çantasından Kallocain’i çıkarıyor, master sonrası okuyacağım ilk kitap böylece belli oluyor.

Kimin ne tarz alışkanlıkları/takıntıları vardır bilmem, eminim çeşit çeşittir. Merve’ninki; izlediği filmlerde kareye giren bir kitap varsa muhakkak kitabın ismi ve yazarını not almak ve sonrasında onu araştırmak! Yine bir gün İsveç filmi izlerken karakterlerden birinin elinde bu kitabı görüyor ve Karin Boye’un Kallocain’ini böylece keşfediyor. Sonra bu kitabın Türkçe çevirisini arıyor ama çevirisinin yapılmadığını fark ediyor. Burada mesleki dürtü devreye giriyor. Editör olarak çalıştığı yayınevine kitaptan bahsediyor ve sonunda kitap basılıyor. Merve kitabı poker face bir suratla kısaca “Bir İsveç distopyası, ilgini çekeceğini düşündüm,” diyerek uzatıyor bana. Bunu, bende kitaba dair herhangi bir kanı oluşturmamak için yaptığını biliyorum.

Ve ilk fırsatta kitabı okumaya başlıyorum.

Peki Kallocain neden bu yazıya konu oldu?

Sayfalar ilerledikçe kitapta çizilen dünya 1984’ü daha fazla andırıyor. İçimden “aynı türde yazılıyor sonuçta, genel benzerlikler olabilir” diye açıklamalar yaparak okumaya devam etmeye çalışırken yeni bir benzerliğin daha karşıma çıkması artık “1984’ü okuyup da mı yazdın be kadın?!!” dedirtiyor. Dayanamayıp okumaya ara veriyorum, kitapların yayın tarihlerine bakmak için ve asıl şoku yaşıyorum. Karin Boye’un Kallocain’i 1940 yılında yani George Orwell’in 1984’ü yazmasından tam dokuz sene önce yayımlanmış! Bu demek oluyor ki bir esinlenme varsa o da ortamlarda “Abiğğ çok iyi yaa” diye gözü kapalı önerilen, Tabu’da distopya çıksa yasaklı kelimelerde ilk başta yerini alacak olan işte o kitabın yazarı Orwell’e ait demek oluyor.

Bu yazının yazılma amacı, “Gerçekten George Orwell, Kallocain’i okumuş mu?” gibi bir edebiyat dedikodusu döndürmek değil pek tabii. Yıllar önce 1984’ü okurken içime çöken karanlığı Kallocain’i okurken tekrar hissettim. Bu yazı Kallocain’in 1984’ten farkına odaklanıyor.

Kallocain’de nasıl bir dünya kurulmuş?

Kitapta “Düzen” olarak adlandırılan totaliter bir rejim görüyoruz. Bu yapı sürekli bir seferberlik halinde, bu sebeple Düzen, yerin altında sığınaklar şeklinde dizayn edilmiş. Toplantı salonları, konutlar, çalışma alanları hepsi yerin altında. Sürekli dış düşmanlardan bir saldırı tehdidi olduğu için yeryüzüne ancak izinle kısa süreler için çıkılabiliyor. Bu seferberlik halinin bir diğer çıktısını ise asker-vatandaş eşleşmesi olarak görüyoruz. Her vatandaş kendi mesleğinin yanında düzenli askerî eğitimler alıyor. Üstelik sadece yetişkinler değil, çocuklar da okul çağına geldikleri zaman ailelerinden ayrılarak gençlik kamplarında kalmaya başlıyorlar. Bu kamplarda oyuncak patlayıcılar içeren askerî strateji geliştirmeye yönelik oyunlar oynatılıyor.

Ana karakterimiz Silahdaş Leo, bir kimyager ve Düzen’e hizmet edeceğine inandığı, “Kallocain” adını verdiği bir ilaç keşfediyor. İlaç, insanların kendilerinin bile farkında olmadığı düşüncelerini bilinçlerini kaybetmeden rahatlatıcı bir sakinlik altında dile getirme “fırsat”ı veriyor. Yazar ilacın icadıyla bize totaliter bir düzen içinde mahremiyetin sınırlarını sorgulatıyor:

Bireyin duygu ve düşüncelerinin mülkiyeti kime ait? Bireye mi yoksa Düzen’e mi? Peki bireyler Düzen’in devamını sağlamak için varsa bireye ait şeyler gerçekten kişiye özel olabilir mi?

Kitap boyunca Kallocain’in etkisi Leo’nun özel hayatında ve iş hayatında olmak üzere iki kanaldan inceleniyor. Özel hayatında karısı ile ilişkisi irdelenirken, iş hayatında Kallocain’i test ettiği deneklerin iç dünyalarına konuk oluyoruz.

Genel olarak 1984 ile temel benzerliği, bireyin, gözetlendiğini ve her an Düzen tarafından kontrol altında tutulduğunu hissetmesiydi. Boye bu noktada, distopyaya kadın eli değdirmiş ve bu totaliter düzenin ikili ilişkilere yansımasının duygusal boyutunu çok iyi irdelemiş. Düzen’de vatandaşların özel hayatları “polis göz” ve “polis kulak” aracılığıyla denetleniyor. “Polis göz” yatak odanızın Düzen tarafından her anınızın izlenmesini, “polis kulak” ise konuşmalarınızın tamamının dinlenmesini sağlıyor. Bu araçlar yatak odalarına yerleştirilerek, eşler arası münasebeti kontrol altına almayı amaçlıyor. Düzen’de evliliklerin amacı, Düzen’in geleceğini sağlamaya hizmet edecek çocuklar dünyaya getirmektir. Gerçek aşk ise ancak geçmişte insanları kandırmak için uydurulan bir yalandan ibarettir. Bu şartlar altında evli olduğunuzu hayal etmeye çalışın.

Evlisiniz ve eşinizi seviyorsunuz ama bunu söylemek düzene aykırı bir davranış ve ihbar edilmeniz için çok geçerli bir sebep olabilir. Çünkü düzene hizmet etmekten öte hiçbir gayeniz olamaz.

Fikirlerinizi kamuda açık etmeyebilirsiniz, tüm gününüzü gözetlenme korkusuyla kendiniz olmaktan uzak, olmadığınız biri gibi davranarak geçirebilirsiniz fakat bunları hayatınızı paylaştığınız, gece yanınızda uyuyan kişiye karşı da sürdürebilir misiniz?

Ya da eşiniz dediğiniz kişinin gerçekten ne düşündüğünü ne hissettiğini, korkularını, kızgınlıklarını, endişelerini, arzularını hiç bilemeyecek olsanız ne hissedersiniz?

Aynı şekilde kendinizi tamamen açmaya cesaret edemediğinizi, sistemin uyguladığı sansürle bir ilişki yürüttüğünüzü ama evliliğin getirdiği duygusal yük paylaşımını hiç tadamayacağınızı bilseydiniz?

Düzen’in duygularınızı kontrol altına almanız gereken bir diğer kısmı ise, çocuklarınızın Düzen’e ait olduğunu baştan kabul etmeniz. Çocuklar yalnızca okul çağına gelene kadar ebeveynleriyle aynı evde yaşıyorlar, okul çağında gençlik kamplarında eğitim görüyorlar ve yeteneklerine göre meslekler seçiyorlar. Eğer çocuğunuz sizinle aynı mesleği icra etmezse başka bir meslek şehrine gönderilir ve bu durumda onu bir daha göremezsiniz, ondan bir haber alamazsınız.

Kitapta çok iyi işlenmiş bir diğer konu ise sanatın ve bilimin propagandaya nasıl hizmet edebileceğini gösteren bölümdü. Örneğin, bilimsel deneyler için gereken denekler Gönüllü Fedakârlık Hizmeti birimi tarafından sağlanıyor. Bu kişiler, birime “kendi iradeleriyle” başvuruyorlar. Fakat bu “irade”nin oluşması için insanın kararlarını şekillendirmeyi hedefleyen ve istatistik, psikoloji, sinema alanlarından faydalanarak geliştirilen stratejilerin tartışıldığı bölümde içimden “HELALL” dedim, yazarın bu denli incelikli bir iş çıkarması kitaba tabiri caizse “level” atlattırdı.

Distopya türünde herhangi bir şey okusam/izlesem aklıma şu soru gelir -ki zaten distopyanın amacı okuyucuya bu soruyu sordurmaktır bence-: “Şu an bu durumdan ne kadar uzağım?” Sanırım cevap bakış açıma göre değişiyor. Bazen o zamandan bu zamana değişen teknolojiyi düşünerek bulunduğumuz konum daha da canımı sıkıyor. Metaforlar, alt okumalar derken insanı bir efkâr basıyor. Neyse bu çok su götürecek başka bir tartışma konusu.

“Allah’ım inşallah spoilera girmemişimdir,” diyerek artık burada duruyorum. Sonuç olarak benim tanımımla Kallocain, 1984’ün kadın eli/bakış açısı değmiş hali ve dokuz sene önce yazılmışı! 1984’ü severek okuyanlara ve bu türü sevenlere gönül rahatlığıyla tavsiye edilir.

Serra Girit

Bir Yorum Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s